“Hayır” diyemediğiniz ona an, isteğe bağlı olarak bir parçayı feda edebilir misiniz?

Bugün birçok yerde, sınır koymakta güçlük çekiyoruz. Özellikle olumlu demekte zorlanmak, karşısındakini kırma korkusu, suçluluk duygusu, ilişkilerin kaybolması endişesi gibi duygularla iç içe yaşanıyor.
Bu zorluğun çoğu zaman yalnızca “utangaçlık” ya da “fazla iyi niyetlilik” olarak etiketleniyor. Ancak bu davranışın arkasında, özgürlükta şekillenen ve yetişkinlikte tekrar eden daha derin bir dinamik yatıyor.


Sınır Koymak Nedir?

Sınır konumu, kişinin kendi fiziksel, duygusal ve psikolojik dayanıklılığını koruyabilmesi, ihtiyaçlarını ve çeşitlerini farklılaştırıp bunları ifade edebilmesi anlamına gelir.
Bu beceri, sağlıklı üretimler sağlar. Çünkü sınır koyabilen kişinin hem kendine hem de karşısındakine saygı duyar.

Ancak birçok kişi için bu kolay bir şey değil. “Hayır dersem kırılır.”, “Beni bencil sanmasın.”, “Kabil görmek için evet demeliyim.” gibi iç özellikler, kişinin kendi sınırlarının korunmasının önüne geçer. Zaman zaman kişi, başkalarını memnun etmeyi, kendini kaybetmeyi, temizleyiciyi bir depolama haline getirir.


Peki Neden Bu Kadar Zor?

Bu sorunun nedeni, sıklıkla gençlik deneyimlerinde yaşanan gecikmedir.
Çocukken sevgi, onay ve kabul koşulu olarak verildiyse, yani “uyumlu çocuk”, “iyi çocuk”, “söz dinleyen çocuk” olmak takdir ve ilgiyi beraberinde getirdiyse, çocuk için “kendi olmak” bir hale gelir.

  • Ağladığınızda “abartma” denildiyse,
  • İtiraz ettiğinde “saygısızlık” olarak görüldüyse,
  • Kızdığında “ayıp” denilerek duygusu bastırıldıysa,

Çocuk, zamanla gerçek değişimleri bastırmayı öğrenir. Sınır çizmeyi bilmeyen değil, sınır çizmenin “tehlikeli” olduğu öğrenilmiş bir yetişkin haline gelir.


Sınır Çizemeyen Yetişkin Neler Yaşar?

  • Hayır demeden sonra uzun süre suçluluk gösterirler.
  • Kendini yetersiz, bencil ya da kötü biri gibi algılar.
  • Başkalarının özelliklerini değiştirirken kendi ihtiyaçlarını tanıyamaz hale gelir.
  • Kırılmamak için, kendi sınırları içinde aşılan bölgelerde yorgun ve tükenmiş olabilirler.
  • Reddedilme, dışlanma ya da eleştirilme korkusu nedeniyle gerçek anlamda ifade edilemez.

Bu durum bir süre sonra kişinin faaliyetlerini, özsaygısını ve ilişkilerindeki doyumunu zedeler. Çünkü sürekli “evet” ayakta kalan bir ilişki, gerçek bir bağ sağlamaz. Kişi, görülmediğini, anlaşılmadığını hissetmeye başlar.


Terapötik Süreçte Ne Değişir?

Terapi, bu içsel paketi farklılaştırmaya ve yeniden şekillendirmeye alan sağlar.
Danışan, geçmiş deneyimlerinin sınırında koyamayacağına nasıl dönüştüğünü keşfeder. Kendi ihtiyaçlarını tanımaya, suçluluk duymadan ifade etmeye adım adım yaklaşıyor.

Terapi odası belki de ilk kez, biri onun kırılmasından, aşağılanmadan, sevilmeye devam ettirilerek “hayır” deme hakkının olduğunu ona hatırlatır. Ve bu, çoğu kişi için dönüştürür bir deneyim olur.

Bir zaman kişi bunu yapmaya başlar:
👉🏻 Hayır demek bencillik değil, kendine saygıdır.
👉🏻 Sınır koymak, sevdiklerimizi reddetmek değil, kendimize de bir yer açmaktır.
👉🏻İlişkilerdeki bağın gücü, her şeyi demekten değil; açık, dürüst ve karşılıklı saygıya dayalı olduğundan geçmektedir.


Sınır çizmek bir beceridir ve bu beceri öğrenilebilir. Eğer bu konuda zorlandığınızı fark ederseniz, bu sizin “eksik”iniz değil; Bir zaman sınırı çizmenin boyutunun öğretilmediğini gösterir.

Onun “hayır”ı bir duvar değil, bazen kendinizi koruyan bir kapı olabilir. O kapının anahtarı da, kendinizi tanımaya ve değerlerin dağıtılabileceği yerde açılır.

Leave a Reply